Anıların üstünden tekrar tekrar geçmek eziyete dönüşünce yer değiştirmekten başka bir şey yapamıyordum. Hafızama yeni anılar kitleyebilirsem eskileri arkalara itebilirim belki diye düşündüm. Raf ömrü çoktan bitmiş kırgınlıkları erişemeyeceğim yerlere koymaya çalıştıkça görünürlükleri daha da artıyordu ama gözüme hoş gelmesi için didinip durduğum, beni uzun süreler oyalayan ezberlerimi terketmeye niyetim yoktu.
Saksıdaki kalanşo çiçeğine su vermek için papatya desenli sürahi kullanan bir terzi tanımıştım aylar önce. Buraya taşınmadan önceki hayatımdan kalan tek elbisemi kapşonlu sweatshirt’ümü götürdüğüm terzi. Alanında uzman bir ses tonuyla dikeriz dese de iç taraftaki ipliklerin yoğunluğu kolumu acıttığı için sonsuza kadar giyemeyeceğim bir dikiş hediye etmişti bana.
Kahve bardağım soğumuştu. Sulamayı bile beceremediğim kayısı ağacını terzinin sarı papatyalı sürahisiyle suladım birkaç kez. O sene bütün yerleşim birimlerinde bir metrelik kar yağmıştı.
dönüp dönüp buraya geliyorum. bi yazıda kendi yansımamı ne kadar görebilirsem o kadar görüyorum sanırım. insan bazen hayret ediyor gercekten. her gün özenli veya özensiz üstüme geçirdiğim her kıyafeti kendimle mi getirdim burda mı aldım diye ikiye ayırırken bunu sadece benim düşündüğümden emindim. şimdi rastgele önüme düşen bi yazı düşündüğün ve hissettiğin cogu şey aslında sadece sana ozel değil diyor. olduramayıp cıktıgım her yolculukta yanıma alabildiğim kadar cok esya alıyorum sebepsizce, sanırım bu beynimin hele sen once bi kendinle yuzles de ondan sonra istediğin yere gidersin deme sekli.
YanıtlaSil